6 Mart 2020 Cuma

Kayaköy



Kayaköy, bir tepenin yamacına kurulmuş tarihi bir yerleşim alanı. Rumlar döneminden kalma bu köy, 1923 yılındaki mübadele ile birlikte terkedilmiş ve burada Türkler yaşamaya başlamış. Ancak Türklerin buraya alışamaması üzerine yurdun farklı yerlerine göçler yapılmış ve köy kaderine terkedilmiş. 1957 Fethiye Depremi ile köy çok hasar görmüş ve bir daha da onarılmamış. Kayaköy’ü ziyaret ettiğinizde bir hayalet şehirde dolaşıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Teke Yarımadası’nda bulunan Likya uygarlığının bir parçasıdır Karmylassos. MÖ 3000’lere dayanan geçmişini köyün baktığı geniş düzlükte yer alan lahit ve kaya mezarlarından anlayabilirsiniz. Antik dönemde Telmessos olarak bilinen Fethiye’nin 8km güneyinde yer alan köy, Likya kalıntılarının üzerine 19. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş. Köyde şapel, okul gibi yaşam standartlarında yapılar da bulunuyormuş. Köyde ağırlıklı olarak Rumlar yaşıyormuş. Rumlar bu köyü Levissi derken, Türkler ise Taşlıköy diyormuş. 19. yüzyılın ortalarına doğru köyün nüfusu 2000 civarındaymış, fakat 20. yüzyılda dışarıdan gelenlerle birlikte doğal olarak köy nüfusu da artış göstermiş. Köy, geçimini bağcılık, tütüncülük ve şarap üretiminin yanısıra ticaret ve zaanat ile sağlarmış.

Kayaköy’ün özellikleri nelerdir?

 Kayaköy’de yaklaşık 500 hane bulunuyor. Herbiri 50 m2 büyüklüğünde, iki katlı, birbirlerinin manzarasını kapatmayacak şekilde inşa edilmiş. Tüm bu evler İki Yunan Ortodoks Kilisesi ile birlikte koruma altında. Fethiye Kayaköy’ün ayakta kalabilen en iyi yapısı, girişten 10 dakika kadar tırmandıktan sonra meydanın sağ tarafında kalan Kayaköy’ün kilisesi, ancak buraya tadilattan dolayı giriş yapılamıyor. Kayaköy terkedildikten sonra Kayaköy’deki neredeyse tüm yapılar depremlere ve doğal sürece dayanamayıp yıkılmışlar. Evlerin çatıları pek yok, duvarlar ise çoğunlukla harabe durumunda. Fethiye’yi ve Ölüdeniz’i ziyarete gelenlerin ilgisini çeken Kayaköy evlerinin sokakları gezilebiliyor. Sokaklar taşlardan yapılmış, yukarı doğru geniş basamaklar var. Yollar engebeli ve düzensiz olduğu için bir miktar yorucu olabilir.


Kelebekler Vadisi



Kelebekler Vadisi, yeryüzünde doğa tarafından özenle şekillendirilmiş az sayıda ki eşsiz cennetlerden biridir. Muğla, Fethiye ilçesine bağlı Ölüdeniz sınırları içinde yer alan vadi, 80 farklı kelebek türüne ev sahipliği yapmaktadır. Vadinin içerisine, Faralya köyünde kaynağı bulunan bir şelale dökülmektedir ve bu şelale vadi içinden geçerek, Akdeniz'e ulaşır. Bir tarafında turkuaz denizi, diğer taraflarında ise 350 metre kayalıklarla örülü olan Kelebekler Vadisi, dış dünyadan izoledir ve bu sayede çevre kirliliklerinden çok fazla etkilenmemiştir. Tabi ki vadinin korunmasında, burada bulunan işletmecilerin doğaya verdiği değer ve tutumlarının çok büyük etkisi olmaktadır. Kelebekler Vadisi hem bu eşsiz özellikleri, hem de insanların duyarlılığı sayesinde Türkiye'nin en güzel doğal yaşam alanlarından biri haline gelmiştir. Dünya da hiçbir yerde koloniler halinde bu kadar fazla sayıda kelebeği bir arada göremezsiniz. Dünya Mirasını Koruma Vakfı ( World Heritage Foundation ) vadiyi kaplayan bitki türlerinin zenginliğinden dolayı Kelebekler Vadisini de içine alan Babadağ'ı, Dünya’da korunması gereken 100 dağdan biri ilan etmiştir.

Kelebekler Vadisinde Neler Yapılır?


Kelebekleri Keşfedin; Adını meşhur Kaplan cinsi Kelebekten alan vadiyi gezerken her adımınızda sizleri kelebekler izleyecektir. Gürültüden uzak ve nemli alanları seven kelebekler uzunca yıllar burada üremiş ve birçok farklı türün bir arada yaşadığı koloniler haline gelmişlerdir. Vadi boyunca sevdiklerinizle beraber, gürültü yapmamak koşulu ile ( Gürültü, kelebekleri maalesef öldürebilmektedir ) çeşitli fotoğraf ve videolar çekebilir, anılarınızı ölümsüzleştirebilirsiniz.

7 Harika Koyu Gezin; Kelebekler Vadisinde 7 farklı koy bulunmaktadır. Bu koylar turkuaz rengi ve temizliği ile yüzmek için idealdir. Birçok tur firması ile Kızılada, Çalış Plajı, Hillside, Şövalye Adası, Dalyan, Samanlık ve Akvaryum koylarına açılabilir, hem müthiş doğa manzarasının, hem güneşin, hem de denizin tadını çıkarabilirsiniz.

Müthiş Bir Dalış Deneyimi Edinin; Kelebekler Vadisi, doğal sit alanı statüsünde olduğu için, hem bitki örtüsü, hem de deniz canlıları koruma altındadır. Bundan dolayı da dalış yaptığınızda yüzlerce farklı tür deniz canlısı görebilir, su altı kamerası ile bu güzellikleri fotoğraflayabilirsiniz. Denizin berraklığı ile tertemiz bir görüş açısına sahip olarak, müthiş bir dalış deneyimi edinebilirsiniz.

Altın Sarısı Plajın Tadını Çıkarın; Kelebekler Vadisinin doğal plajı altın sarısı kum ile kaplıdır. Burada denize girebilir ve güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Denizi sığ değildir, birkaç adım sonra boyunuzu aşabilir. Bu nedenle dikkatli olmanızda fayda var. Bu arada, doğanın o dinginleştiren sesinde vaktin nasıl geçtiğini unutup, güneş altında gereğinden fazla kalmamanızı tavsiye ederiz.


Yamaç Tırmanışı Yapın; Vadinin içine doğru 1 km boyunca giden patika yolu takip ettiğinizde, sizi 100 metrelik zorlu bir yamaç tırmanışı bekleyecek. Bu sebeple, yolculuğa çıkmadan önce yanınıza doğa yürüyüşüne ve tırmanışa uygun, rahat bir ayakkabı almanızı öneririz.






İztuzu Plajı

Caretta Caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktıkları alan olan Muğla‘nın Dalyan ilçesindeki İztuzu plajı , doğa harikası bir güzelliğe sahip. Plajın ön tarafı Akdeniz’in tuzlu sularına bakıyor. Hemen arkasında ise tatlı suya sahip bir göl bulunuyor. 2008 yılında İngiliz TheTimes gazetesi 6 aylık bir araştırmanın sonunda bu plajı “Avrupa’nın Enİyi Açık Alanı” ilan etti. Gazete, plajı Akdeniz’de ender rastlanan bir yer olarak değerlendirmiş. Ayrıca İztuzu 2011 yılında Avrupa’nın En İyi Plajıve 2013 yılında ise Avrupa’nın En İyi 7. Plajı ödüllerini almış.

İztuzu plajı, Radar tepesinin eteğinden Dalyan Boğazı’na kadar 5.400 metre uzunluğunda altın sarısı kumlara sahip olan bir plaj. Plajın hemen arkasında Sülüngür Gölü bulunuyor. İztuzu’na ulaşım için iki yol bulunuyor. Plajın batı tarafına tekneler ile doğu tarafına ise karayolu ile gidilebiliyor. Bu iki tarafında plaj tesisi ayrı. Tekneler yardımıyla gidilen plajın adı Dalyanağzı diğer ise İztuzu plajı. Bu iki yeri de Belediye işletiyor. 


Bu doğa harikası alanın Antik Çağlar’da olmadığı biliniyor. Bu çevrede yer alan Kaunos Antik Kenti dönemin liman kentlerinden biriydi. O dönemde Dalaman Çayı Ortaca ve Dalya'nın bulunduğu yerden akıyordu. Milattan önce 226- 227 yıllarında büyük Rodos Depremi yaşandı. Bunun sonucunda Dalaman Çayı yatak değiştirdi ve dalgalar kumları kıyıya taşımaya başladı. Kumların önündeki kayalıklar da dalgaların hızını keserek birikimi hızlandırdı. 
Bu sayede oluşan eşsiz İztuzu Plajı günümüzde en temiz ve ilginç doğa harikalarından biri. Bugün plajın bir tarafı deniz diğer tarafı göl olduğu için ilginç yüzme deneyimleri yaşamak isteyenlerin dikkatini çekiyor. Denizinin aniden derinleşmemesi ve görece sığ olması da daha güvenli bir hale getiriyor.

Kaputaş Plajı

Kaputaş Plajı


El değmemiş doğal bir güzelliğe sahip olan Kaputaş Plajı her yıl yerli ve yabancı birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir. Plajı bu kadar ayrıcalıklı kılan özellikleri ise; bir kanyon ağzı plajı olması, tertemiz ve turkuaz rengi denizi ve birinci dereceden sit alanı olması nedeniyle el değmemiş doğal bir güzelliğe sahip olması. Denizin renginin bu derece büyüleyici bir turkuaza dönüşmesinin nedenini de deniz altında kaynayan doğal su kaynakları ile dağlardan gelen saf doğal suyun buluşması olarak açıklayabiliriz.

Sahil yapısı kum ve çakıldan oluşan plaj, konumu itibari ile genelde sakin ve serin bir yapıya sahiptir. 8-10 metre sonra derinleşen denizi ile çocuklu ailelerin oldukça dikkatli olması gerektiğini de dip not olarak belirtelim.






Bu bölgede irili ufaklı pek çok mağara da mevcuttur. Bu mağaralardan en çok bilineni ise Mavi Mağara’dır. Önceden fok balıklarının yaşadığı bu mağaraya ulaşım sadece tekneler ile sağlanmaktadır.
Adını aldığı Kaputaş Kanyonu’nun çıkış istikametinde yer almaktadır. Kanyon istikametinden gelen suyun kumların altından süzülerek denize ulaşması sonucu oluşan plaja coğrafi bir terim ile “kanyon ağzı plajı” denilmektedir.Aynı zamanda Plaj, temizliği ile de Mavi bayrağa sahiptir.





Saklıkent Kanyonu



Saklıkent Kanyonu


Belki de Türkiye'nin en bakir turistlik güzelliklerinden biri Saklıkent Kanyonu. Muğla'nın Fethiyeilçesinde bulunan kanyon henüz keşfedileli 15 yıl oluyor. Uzun yıllar kimseye kendini göstermeden varlığını sürdürdüğü içinde adı Saklıkent. 15 yıl önce bir keçi çobanı tarafından tesadüfen bulundu. Şu an o keçi çobanı halen daha kanyonda ve oradaki işletmenin sahibi.


Saklıkent Kanyonu 18 kilometrelik bir derinliğe sahip olan ve yüksek kayaların arasında bulunan bir yer. Ortasından buz gibi akan bir akarsu geçer. Ayrıca içeride keşfedilen 16 adet mağara var. Bu mağaralar çok eski zamanlara dayanıyor. 3000 yıl öncesine kadar burada insanların yaşadığına dair bulgular edinilmiş. Bu mağaralara ulaşmak pek kolay değil. Düzayak yürüme mesafesinde değiller. Ancak dağların tepesinden aşağı doğru inildiğinde gidilebiliyor.

Kanyon 1989 yılında açılmış. Bir yıl sonra 1990’nın sonuna kadar sadece çevre halk tarafından bilinen bir yermiş. Sonrasında TRT kanalı, Saklıkent ile ilgili bir tanıtım filmi yayınladı. Bu tanıtım filmi ile dünya geneline adını duyurmuş. Takvimler 1995 yılını gösterdiğinde de kanyonu o zamanın Dışişleri Bakanı Erdal İnönü ziyaret etti. Bu ziyaretin ardından Saklıkent Kanyonu, tatil merkezi haline geldi. 1996 yılında yayınlanan resmi gazete de ise Saklıkent kanyonunun çevresi Saklıkent Milli Parkıilan edilmişmiş ve koruma altına alınmış.

Kanyonda yürürken çok dikkatli olmalısınız. Suyun içinden yürümek ve kayaların üzerinden atmalık kimi zaman tehlikeli olabiliyor. Bu nedenle lastik ayakkabı almanızı öneriyoruz. Ayrıca yürüyüş yolunda kimi zaman çamura bulanabilirsiniz. Ama merak etmeyin yol boyunca şelaleler ile kendinizi temizleyebilirsiniz. Kanyona girdiğinizde ilk olarak Eşen Çayı sizleri karşılıyor. Kaynağa doğru kurulu olan iskeleler üzerinde yürüyorsunuz. Ama hep böyle sürmüyor tabii. Sonrasında iskeleden aşağı iniyorsunuz ve ayaklarınızı buz gibi suyun içine sokuyorsunuz.


Saklıkent Kanyonu’nda aktivite olanakları


Kanyonun içinde yapılabilecek aktiviteler arasında sadece yürüyüş bulunmuyor. Burada yapabileceğiniz çok güzel farklı farklı aktiviteler bulunuyor. İlk olarak bir öneride bulunalım. Buraya gelirken içinizde mayonuz ya da bikinizi giymelisiniz. Çünkü bol bol ıslanarak yürüyeceksiniz.

Yapılabilecek aktivitelerin başında rafting geliyor. Hatta pek çok yabancı turist sırf burada rafting yapmaya geliyor. Merak etmeyin çok zor değil. Küçük çocuklar bile yapabiliyor. Akıntı çok fazla değil. Aynı zamanda suyun derinliği de çok değil. Rafting için 3 tane parkur bulunuyor. Bunlar 45 dakikalık, 1 buçuk saatlik ve 3 saatlik şekilde ayrılıyor. Profesyonel rehberler sayesinde güvenli ve eğlenceli bir şekilde rafting yapabilirsiniz. Ayrıca rafting turuna katılanlar çamur banyosuna da götürülüyor. 3 parkur içinde geçerli olan bir hizmet. Çamur banyosu da Saklıkent Kanyonu’nda yapılacak aktiviteler arasında bulunuyor. Çamurun olduğu yere sadece raftin yapanlar gitmiyor. Sizlerde isterseniz buraya gidebilirsiniz. Kocaman çamur havuzunun içinde üzerinize şifalı olduğu söylenen çamurdan sürebilirsiniz.


Zipline yapmayı sevenler Saklıkent Kanyonu’nda yapabilirler. Şehir yaşantısının zorluğunu ve stresini zipline ile üzerinizden rahatça atabilirsiniz. Kanyonun muhteşem manzarasına de tepeden bakın. Adrenalinin doruklarına çıkmayı sevenler için bir de Bungee Jumping alanı kurulmuş.

Ölüdeniz

Her yıl sayısız turisti ve yerli halkı konuk eden Fethiye’nin en ünlü suları Ölüdeniz… Her zaman durgun ve berrak suları ile anılmıştır fakat bu kez farklı bir yönü,tarihi ve hakkındaki efsaneleri ile Ölüdeniz’i aktaracağım sizlere. Ölüdeniz adı verilen koya denizden dar bir boğaz ile girilmektedir. Sarp yamaçlar ve ağaçlık bir alan etrafında mevcuttur. Yamaç paraşütü için ülkemizin en uygun alanlarından bir tanesidir ve bu anlamda da turist sayısı oldukça fazladır.Dalgasız denizi ve bembeyaz kumları ile göze çarpan turistik alanlarımızdan yalnızca biri. Ölüdeniz bir diğer boyutu ise tarihte yer alan efsaneleri, bu efsaneler çok fazla bilinmemekte bu yazıda daha çok efsanelere yer vermek istiyorum. 

Balıkçı ve Oğlu:



Geçimini balık tutup onları satarak sağlayan bir baba ve oğulun hikayesi anlatılıyor Ölüdeniz hakkında. Baba ve oğul Ölüdeniz yakınlarında balığa çıkarlar aşırı fırtına onları tedirgin etmektedir ancak buna mecburdurlar.Fırtına şiddetini arttırır ve oğlu ileride bir koy olduğunu oraya sığınabileceklerini söyler fakat baba yılların balıkçısıdır ısrarla orada bir koy olmadığını söyler ve diretir.Baba sinirlenerek oğluna vurur ve oğlu denize sürüklenir oğlunun acısı bir taraftan,ölüm korkusu bir taraftan baba iyice tedirgin olur fakat bir süre sonra görür ki oğlunun bahsettiği koy gerçekten var ve oraya sığınır.Pişman olur ve daha fazla dayanamaz ve oracıkta kendini öldürür,efsaneye göre ölüdeniz kıyılarında bir kaya parçası var, insan başına benzeyen ve o kayanın ölen evladının taşlaşmış başı olduğunu söylerler. 

1 Mart 2020 Pazar

Patara Plajı


 Likya birliği toplantılarının çoğunlukla Patara’da yapıldığı yazılmıştır. Likya dilinde patara olan kentin M.Ö. 5. yüzyılda var olduğu ve İskender’in kuşattığı kentlerin arasında yer aldığı da bilinir. Bir inanışa göre ise Patara’yı su perisi Lykia ile beraber tanrı Apollon’un oğlu paturus kurmuştur. Patara Romalıların döneminde de çok önemli bir kent olmuştur. Patara limanı, hububat depoları, ve sevkiyat açısından önem taşımıştır. Bizanslıların döneminde de gelişimini sürdüren kent, hiristiyanlarca da önemli sayılmıştır.

Patara plajı Kaş ve Fethiye ilçeleri arasında kalan ve şimdiki adı ile Gelemiş köyü olan antik Patara kentinin plajıdır. Nesilleri tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan caretta caretta adı verilen deniz kaplumbağalarının en önemli yumurtlama alanlarından birisi olarak, doğal hayatı koruma vakfı tarafınca hazırlanan proje ile korunmaktadır. Bozulmamış yapısı ile doğa sevenlerin ilgisini çeken patara, bütün dünya çocuklarının Noel baba adı ile tanıdığı Aziz Nikolaus’un doğum yeridir. Antik dönemlerden kalan eserler ile ilgi odağı olan Patara’nın 22 km’lik en dar bölümü, 285, en geniş bölümü ise 1500 metre olan plajı Türkiye’nin en uzun kumsalı olarak nitelendirilmektedir.

Çölü andıran kumları ve tertemiz denizi, çam ormanları ile ünlü yöre bünyesinde daha pek çok sürprizi saklıyor. Ancak antik kentin büyük bir bölümü rüzgarlar ile bir yerden bir yere taşınan kumlar altında saklıdır. Kum taşınmasını önlemek amacıyla geliştirilmiş bir proje dahilinde iklime uygun olarak dikilen akasya ve bitki türleri bölgeye ayrı bir güzellik katıyor.

Kral Kaya Mezarları



Helenistik Dönem'de, Amasya’yı İÖ. 302’den İÖ. 26’ya kadar başkent olarak kullanan Pontus Krallarına ait olan Kral Kaya Mezarları, Amasya Kalesi eteklerinde düz bir duvar gibi dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmıştır. Hatuniye Mahallesi’nin dar sokaklarından, tren yolunu geçerek çıkılan mezarların arasında, kayaya oyulmuş yollar ve merdivenler bulunmaktadır. Yeşilırmak Vadisi boyunca, irili ufaklı 21 mezar olduğu bilinmekle birlikte bunlardan sadece birkaç tanesi günümüze gelebilmiştir.

 Bu bölgedeki büyük mezarlardan birinin yanında, nehre kadar uzandığına inanılan bir tünelin başlangıcı bulunmaktadır. Kızlar Sarayı üzerinde yer alan üçlü kral mezarları birbirine bitişik olarak yapılmıştır. Bu üçlü mezarların sağ baştaki, krallığın kurucusu Mitridat Ktistes’e aittir. Diğer mezarlardan farklı olarak etrafında U şeklinde koridor yoktur. Ortadaki mezar da M.Ö 266 – 256 yıllarında yapılmış I.Mitridat’ın oğlu Ariobarzan’a aittir. Üçlü mezarın solundaki mezar ise M.Ö 222 yılında II.Mitridat’a aittir. Bu üçlü mezar grubundan sonra, bölgenin güneybatısında taşlara oyulmuş basamaklı bir tünelden geçilerek ikili mezar grubuna ulaşılır. Bu ikili mezarlardan ilki III.Kral Mitridat için M.Ö 195 yılında yapılmıştır.

Kral Kaya Mezarları'nın en büyüğü, galeri ve merdivenlerle çıkılan, batı yönündeki en son mezardır. Bu mezar ise M.Ö 185 yılında Kral Farnakes (Pharnakes) için yaptırılmıştır. Bu mezarın yüksekliği 15 metre, genişliği 8 metre, derinliği ise 6 metredir. Mezar odasının girişi diğer mezarlardaki kapılardan daha yüksektir. Büyük Kral Mezarı olarak da adlandırılmakla birlikte, cephe itibariyle pek çok tahribata uğramıştır. Mezarların bütününde görülen kapaksız, 2-3 metre arasında değişen yükseklikte, kapıya benzeyen girişler, bu mağaraların ortak özelliğidir. Kral Kaya Mezarları bazı dönemlerde hapishane ve cezalandırma mekanı olarak da kullanılmışlardı. 1075’te Amasya’yı fetheden Melik Ahmed Danişmend Gazi, mezarların içindeki Pontus Devri'nden kalma gömüleri kaldırtmıştır.

Kleopatra Plajı (Sedir Adası)

KLEOPATRA PLAJI
Binlerce yıl önce Kleopatra ve Antonius Sezar’ın Sedir Adası’nda büyük bir aşk yaşadığına inanılır. Efsaneye göre, kendisiyle evlenmeyi kabul eden Kleopatra’ya bu coşkusunun hediyesini vermek isteyen Antonius, yaklaşık 3 bin yıl kadar önce balayını geçirmek üzere Kleopatra’yı götüreceği adaya Mısır’dan 60 büyük gemiyle çapları 1 milimetreden daha küçük ve her tanesi aynı büyüklükte olan kumları getirtti. Dünyanın yalnızca iki yerinde var olduğu bilinen bu özel kumun diğer özellikleri de ateşte yanması, sodalı suda kendiliğinden çoğalması ve büyüteç altında incelendiğinde hareket ediyor olmasıdır. Karbonatlı çamurun bir çekirdek etrafında birikmesiyle oluşan kumların denize kattığı eşsiz güzellikteki renk de, Ada’nın görülmeye değer olan diğer özelliklerinden biridir. Kumların bir benzerinin de Kızıldeniz’de olduğu biliniyor. Zeytin ağaçlarıyla kaplı Ada’da, doğal güzelliklerin yanı sıra Helenistik ve Roma dönemlerine ait antik tiyatro, agora ve antik liman kalıntıları da bulunuyor.


Mısır’ın ünlü kraliçesi Kleopatra’nın adını taşıyan plajın nadir rastlanan altın sarısı kumları 24 saat boyunca görevliler tarafından gözetim altında tutuluyor. Plaja inen ahşap yol üzerine konan Türkçe ve İngilizce uyarı tabelasında, ’Plajdan hiçbir şekilde kum alınamaz, taşınamaz, kum alındığının tespiti halinde 2863 Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında yasal işlem uygulanacaktır’ uyarı yazısı bulunuyor. Görevliler tarafından koruma altındaki kumların dışarıya taşınmasının önlemesi amacıyla 2007 yılında, yaklaşık 60 metre uzunluk, 5 metre genişliğindeki kumsal, iplerle çevrilirken, girilmesine kesinlikle izin verilmiyor. Plajın diğer bölümlerinde ise denize girilebiliyor. Ancak denizden çıkarken duş alınması zorunlu iken havlu ve terlikle de plaja girilmiyor. Plaja gelen turistler, kumlu bölgenin arkasındaki şezlonglarda güneşlenebiliyor. Yüzlerce zeytin ağacıyla kaplı Sedir Adası’nda Helenistik ve Roma dönemlerine ait antik tiyatro, agora ve antik liman kalıntıları bulunuyor. Adada bulunan ve M.Ö. 1000 yıllarına dayandığı sanılan Dor, Pers ve Romalılar’dan kalma tarihi eserler de turistlerin ilgisini çekiyor.





 

- Template by Ipietoon Cute Blog Design